Bugün 10 Ocak. Hayattaki en büyük hazinelerimden biri olan babamın doğumgünü. İnsan düşünmeden edemiyor, nereden nereye diye.
Geçen sene bugün babamın yeni yaşını kutlamak için, onları kahvaltıya götürmüştük. Bugünün aksine çok soğuk, gri ve yağışlı bir hava idi. Aslında Ocak ayı iklimine uygun bir gündü.
Bütün gece düşünmüştüm, acaba bebek beklediğimizi onlara söylemeli miydik? Aslında riskli dönemi geçirene dek kimseye söylemek istemiyorduk. Enis Bora'nın varlığından bir haftadır haberdardık ama ağzımızı tutmayı başarmıştık. Ama o gün içim içime sığmıyordu, babamla bunu paylaşmak istiyordum. Bu haberin onun için çok güzel bir hediye olacağını düşünüyordum.
Diğer taraftan da olumsuz bir gelişme olmasına karşı, onları da üzmek istemiyordum. Ne kadar çok insan bilirse, olumsuzluk durumunda o kadar çok üzülürüm gibime geliyordu.
Bir gece önce gözüme pek uyku girmeden sürekli bunu düşündüm, paylaşayım mı paylaşmayayım mı?
Kahvaltıya oturduğumuzda hala tereddütüm vardı ama sıra pastaya geldiğinde artık kendimi tutamayıp "babacım dede oluyorsun" diye fısıldadım.
Sevgili babam mutluluktan uçmak ile, benim "aman daha çok erken kimseye söylemeyin" uyarılarım karşısında soğukkanlı kalmaya çalışarak şaşkınlık dolu bir gün geçirdi.
Babacım geçen sene meleğimin varlığından haberdar oldu, bu sene onunla oynayabiliyor. İnsan düşünmeden edemiyor, nereden nereye diye...
10 Ocak 2011 Pazartesi
Zaman su gibi akıp gidiyor
Etiketler:
dede olmak,
hızlı geçen günler
9 Ocak 2011 Pazar
İlk haftanın ardından...
Tam 7 gün önce karışık duygular içerisindeydim. Acaba işe başlayarak doğru birşey mi yapıyorum diye sorguluyordum kendimi. Odaklandığım noktalar, Bora'nın beslenmesi ve Bora ile yeterli zaman geçirebilme idi.
İşimin evime 10 dakikalık mesafede olması nedeniyle kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Bu sayede öğlenleri eve gelip meleğimi besleyebiliyorum. Süt iznimi de günlük kullandığım için, beslenme ile ilgili çok ciddi bir sıkıntı yaşamadığımızı düşünüyorum. Tabii bu konudaki esas gösterge, doktor kontrolünde yapılan ölçümler olacak:)
Yeterli ve kaliteli zaman geçirebilecek miyim? Bu sorunun cevabını sanırım asla bulamayacağım. Vicdanım farklı birşeyler söylüyor, beynim başka düşünceler içinde.
İşe alıştım mı? Bunun cevabını vermek için çok erken. Ama itiraf edeyim meleğimin sürekli resimlerine bakıyorum, resimdeki o ana bir saniyeliğine bile olsa geri gelmek için...
İşimin evime 10 dakikalık mesafede olması nedeniyle kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. Bu sayede öğlenleri eve gelip meleğimi besleyebiliyorum. Süt iznimi de günlük kullandığım için, beslenme ile ilgili çok ciddi bir sıkıntı yaşamadığımızı düşünüyorum. Tabii bu konudaki esas gösterge, doktor kontrolünde yapılan ölçümler olacak:)
Yeterli ve kaliteli zaman geçirebilecek miyim? Bu sorunun cevabını sanırım asla bulamayacağım. Vicdanım farklı birşeyler söylüyor, beynim başka düşünceler içinde.
İşe alıştım mı? Bunun cevabını vermek için çok erken. Ama itiraf edeyim meleğimin sürekli resimlerine bakıyorum, resimdeki o ana bir saniyeliğine bile olsa geri gelmek için...
2 Ocak 2011 Pazar
365 gün önce
Tam 365 gün önce varlığından haberdar olduk meleğim...
Şahane bir 2010 yılına giriş partisi olmuştu. Tam 25 kişi idik o akşam minik evimizde. Hayatımda ilk ve son defa gördüğüm içkiler, meyvelerle süslü kokteyller hem midelerimizi şenlendirmişti hem de evin muhtelif köşelerini. Kareoke sonucu, hangimiz daha kötü şarkıcı yarışması sonucunu anımsamıyorum bile...Balkondan attığımız narların sokaktaki izleri aylarca kaldı...
2 Ocak 2010 Cumartesi günü sabahın erken saatleri...Uzun yılbaşı gecesinin izleri hala üzerimdeydi. Çok yorgun hissediyordum kendimi, ama bir o kadar da mutlu. Sevdiğimiz dostlarımızın büyük çoğunluğu o akşam yanımızda olabilmişti. Ama benim içimde çok farklı bir heyecan vardı. Kimseyle paylaşamadığım, doğru olması için her an dua ettiğim bir heyecan.
İşte geçen sene bugün bu saatlerde hastanede doktor muayenesini beklerken, küt küt atıyordu kalbim. Nedense eşim dışarıda bekliyor. Ben de muayene esnasında çenem düşmüş, konuyla ilgisiz bir sürü şey anlatıyorum. Doktorumun "işte burada, hayırlı olsun" dediği anı hatırlıyorum. Ne diyeceğim şimdi? Ne yapmalıyım? Gerçek mi bunlar? Ben miyim o şanslı? Yoksa bir film mi izliyorum? Duygularım karmakarışık! Bir anda odada senin kalp atışların duyulmaya başlandı. Güm güm, güm güm, güm güm...Sonrası mı? Beni tanıyan herkesin tahmin edebileceği gibi gözyaşlarım sel oldu gitti...
2 Ocak 2010 cumartesi, saat 10:43, "işte burada hayırlı olsun, 7 hafta 1 günlük"
Şahane bir 2010 yılına giriş partisi olmuştu. Tam 25 kişi idik o akşam minik evimizde. Hayatımda ilk ve son defa gördüğüm içkiler, meyvelerle süslü kokteyller hem midelerimizi şenlendirmişti hem de evin muhtelif köşelerini. Kareoke sonucu, hangimiz daha kötü şarkıcı yarışması sonucunu anımsamıyorum bile...Balkondan attığımız narların sokaktaki izleri aylarca kaldı...
2 Ocak 2010 Cumartesi günü sabahın erken saatleri...Uzun yılbaşı gecesinin izleri hala üzerimdeydi. Çok yorgun hissediyordum kendimi, ama bir o kadar da mutlu. Sevdiğimiz dostlarımızın büyük çoğunluğu o akşam yanımızda olabilmişti. Ama benim içimde çok farklı bir heyecan vardı. Kimseyle paylaşamadığım, doğru olması için her an dua ettiğim bir heyecan.
İşte geçen sene bugün bu saatlerde hastanede doktor muayenesini beklerken, küt küt atıyordu kalbim. Nedense eşim dışarıda bekliyor. Ben de muayene esnasında çenem düşmüş, konuyla ilgisiz bir sürü şey anlatıyorum. Doktorumun "işte burada, hayırlı olsun" dediği anı hatırlıyorum. Ne diyeceğim şimdi? Ne yapmalıyım? Gerçek mi bunlar? Ben miyim o şanslı? Yoksa bir film mi izliyorum? Duygularım karmakarışık! Bir anda odada senin kalp atışların duyulmaya başlandı. Güm güm, güm güm, güm güm...Sonrası mı? Beni tanıyan herkesin tahmin edebileceği gibi gözyaşlarım sel oldu gitti...
2 Ocak 2010 cumartesi, saat 10:43, "işte burada hayırlı olsun, 7 hafta 1 günlük"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
