Lilypie First Birthday tickers

Lilypie First Birthday tickers
9-12 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9-12 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Keşke miniğim de burada olsaydı...

Hayatta olmaz, Enis Bora’yı bırakıp bir de tatile mi gideceğim?! Mümkün değil. Ne zararı var ki boncuğumun?

Genelde uslu bir bebiş zaten, yemek zamanları hariç. Yanlış anlaşılmasın, hiç yemek yemiyor değil. Sadece henüz bizim keşfedemediğimiz bir damak tadı var. Eğer sevdiği şeyi yakalarsak, hiç sorun çıkarmıyor miniğim yemekte

Bir de uyku saatini kaçırmamalıyız, yoksa huysuzlaşıyor. Evet sabahları 6’da uyanıyor, tatil zamanı çok keyifli olmuyor tabii sabahın köründe kalkmak.

Bir de bazen çok meraklı oluyor, nerede fiş, priz hepsini kurcalıyor, eline geçeni yere atmaya bayılıyor, ya yerçekimi kanunu tam çözemedi ya da bilmediğimiz başka bir şey var. Büyüyünce muhakkak soracağım…

Neyse, konumuza geri dönelim…Görüleceği üzere 2-3 temel konu haricinde bir pamuk var hayatımızda ve biz bu pamuğu Silivri’de anneannesine bırakıp, soluğu 2 günlük bir tatilde aldık. Saros tatilinde bir hayli yorulmuş ve sakin bir tatilin hayalini kurduğumu yaklaşık 1000 kere tekrar edince annem ve eşimin bana bir hediyesi oldu bu tatil.

Nasıl mı geçti?

Tatile dair ne varsa tüm ritüeller itina ile yerine getirildi:

Sonu düşünülmeden sürekli yenildi ve içildi. Hamilelik, öncesi ve sonrası yasak olan tüm  besinler itinayla tüketildi. Yasak listesindeki hiçbir maddenin atlanmaması için tekrar tekrar üzerinde düşünüldü.
  • Yemek saati kavramını hayatımızdan 2 günlüğüne olsa da sildik. Bazen saat başı bir şeyler yedik, bazen saatlerce bir şey yemedik.
  • İstediğimiz mekanda istediğimiz kadar kaldık. Bazen 5 dakika bazen 5 saat. Tamamen paşa gönlü kriterleri devredeydi ki bu kriterler ağırlıklı tarafımdan belirlenmişti.
  • Üstümüze damlayan şeftali lekesi olmayınca, plaj kıyafetleri ile geceye akmakta da bir sakınca görmedik doğrusu.
  • Akşamları uykumuz geldiği için uyuduk, minnoşu uyutmak için değil.
Kulağa çok güzel geliyor değil mi? Değil işte. Sadece birkaç saat. Sonrasında mı ne oluyor? Çevrede gördünüz her benzer yaştaki bebeği okşuyor, seviyor, kaç aylık olduğunu öğreniyor, Enis Bora’dan bahsediyor, günde en az 4 posta telefonla bilgi alıyor, yemeğini yediğini öğrenirseniz mutlu oluyor, yemeğini öğrenirseniz içiniz burkuluyor. Her ağlayan bebeğe yöneliyor, içiniz burkuluyor, özlemle iç çekiyorsunuz.

Ve milyon defa içinizden geçiriyorsunuz: “Keşke miniğim de burada olsaydı.” 

Bir yanda değişik bir huzuru ve kocanızla/karınızla yaşadığınız plansız-programsız saatlerin keyfini sürüyorsunuz. Bir yandan da içinizden geçiriyorsunuz:  “Keşke miniğim de burada olsaydı.” 

Sonra ne mi oluyor? Bir daha miniksiz tatile gitmemeye karar veriyorsunuz!

Varsın yemesin, varsın biraz mızmızlansın…

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Abbaaa

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz hafta çekirdek ailem ile Saros'ta idik. Enis Bora'nın bakıcı ablası olmadığı için zaman zaman zorlandık ama yine de çok güzel bir haftaydı...

Tüm hafta boyu, Bora'cığımın ablasını özleyip özlemediğini merak edip durdum doğrusu. Aslında sık sık "abba, abbaaaaaa" diyip o kalın sesiyle ortalığı inletti. Ancak biz Enis Bora'nın "abba"yı pek çok kişi ve nesne için söylediğini düşünüyoruz uzun zamandır. O nedenle minnoşun gerçek duygularını tatil boyu anlayamadık.

Sayılı gün çabuk geçti, beklenen gün sonunda gelip çattı. Ablamız bu sabah7:45'te kapıyı çaldı. Üçümüz de aynı yatakta sabah şekerlemesi yaparken çalan zile ilk olarak ben sıçradım. Benim hareketime uyanan Enis Bora anında yatar pozisyondan oturur pozisyona geçti ve kesin ve net bir şekilde 3 kere arka arkaya "Abba, abba, abbaaa" diyerek ortalığı inletti. Gürkan da ben de kısa süreli bir şok yaşadık. "Nereden anladı, nasıl unutmamış" gibi binlerce soru kafamızda dolandı durdu.

Bir gün asansörün sesini veya kapıda çevrilen anahtarın çıkardığı gürültüyü tanıyıp ablasını çağırdığı gibi annesini ya da babasını da çağıracak mı bu kuzu dersiniz? Yoksa abbası ile arasındaki ilikşki hep daha farklı ve özel mi olacak? Neredeyse kıskanacağım yahu:)

17 Temmuz 2011 Pazar

Enis Bora'nın Tatil Güncesi

Tatilin en güzel yanı ne mi? Uzun zaman sonra Enis Bora’yı tekrar yaşayabilmek. Korkularını, sevinçlerini, sevdiklerini, sevmediklerini, yeni öğrendiklerini, herkesi ve her şeyi incelemesini…

Enis Boram henüz 4,5 aylıktı işe başladığımda. O güne kadar hep birlikteydik, ama işe başlamam ile birlikte her şey değişti sanki. Şimdiye dek haftada sadece 4 gün çalışıyor olsam da, geri kalan 3 günde meleğimi bu kadar yaşamamışım…

Nereden başlasam?

Öncelikle meleğim maalesef aşırı titiz. Alışık olduğu şeylerin dışında bir şey eline değdiği anda öncelikle 1-2 saniye bakıyor, bunu içten gelen bir irkilme takip ediyor ve en nihayetinde de çığlığı basıyor. İstediğiniz kadar anlatın o eline değen şeyin zararsız olduğunu…O kadar çok bağırıyor ve “böğürüyor” ki, sonunda kendi ruh ve kulak sağlığınız için talebi olan hijyeni sağlamak zorunda kalıyorsunuz. Tatilde bu durumun bolca örneklerini yaşadık:

Tüm anneler yapmış mıdır, bilemem. Ama benim en çok hayalini kurduğum, Enis Bora’nın kumla oynadığını seyredip, sonrasında kumlanan vücudunu denizde yıkamak ve biraz da oynamaktı. Ama gelin görün ki büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Minnoş, ayakları kuma değdiği gibi çığlığı bastı, nereye saldıracağını şaşırdı. Resmen yardım çığlıklarının satır aralarında  bana bir miktar sövdüğünü bile iddia edebilirim. Derhal kucağa alınan minnoş, kurulu oyuncak gibi çığlıklarını anında kesti ve bana 1-2 kötü bakış fırlattıktan sonra da yine etrafını incelemeye koyuldu.

Azimli anne olarak bu olaydan ders çıkarmak bir yana, kendisinin denizi çok seveceğinden emin olarak ileri bir hamle yaptım. Zaten minnoşum doğduğundan beri suyu çok sever. Bıraksanız saatlerce suda “çap çap çap” yapabilir…Ama o da ne! Korkunç bir çığlık ve gözyaşı. Bütün bunlar benim minnoşumdan geliyor olamaz değil mi? Su ve su sporlarına meraklı bir aileden, denizden korkan bir velet çıkmış olamaz değil mi? Ancak gerçekler sizin düşündüğünüzden çok farklı olabiliyor. Maalesef bu sahnenin kahramanı bizim boncuk. Üzüntü ve muz kabuğu…

Yine de yaşadıklarımdan ders almamış ve minnoşa yeni deneyimler yaşatmak üzere kolları sıvayan bendeniz soluğu çimenlerde aldık. Minnoşum incelemeyi seviyor ya, börtü böceklere bakar gibi bir hayalim vardı. Nitekim bütün bunlar da hayal olarak kaldı. Enis Bora’nın ayak parmak ucu çimene değdiği anda çığlığı bastı. Bu çığlığı büyük bir yaygara ve gözyaşı takip etti. Ben minnoşun alışacağını ümid ederek sabrederken, miniğim leylek gibi tek bacağının üstüne durup haykırışlarının dozajını arttırdı. Sonunda tek bacağına tüm ağılığını veren Bora’cığım tüysiklet kilosuna yenik düşüp, yere oturmak zorunda kaldı. Ancak bağırtıları o kadar çoğaldı ki, bu deneyden vazgeçip, miniğimi güvenli bir yere, anne kucağına davet ettim.

Peki tatilimiz böyle sonlandı mı diye soracak olursanız, mutlulukla kocaman bir hayır diyebilirim. Bir blogda okumuştum. Denizden korkan oğluna simit alan anne tatillerinin geri kalanında mutlu mesut denize girebilmiş. Aynı yöntemle Enis Bora da denize alıştı.Simide oturmayı uzun süre reddetti ama tatilin son günlerinde itiraz seviyesi en aza inmişti doğrusu. Simit içinde suya alışan minnoşu sonrasında ellerinden tutup yüzdürmek inanın çok keyifliydi. Üstelik inanmayacaksınız ama sadece bizim için değil, boncuğum için de:)




Uzun uğraşların ve terlik, bebe yağı şişesi, su şişesi gibi “oyuncakların” da yardımıyla Enis Bora kuma da alıştı. Tatilin bitmesine bir gün kala kendisi kumu tatmaya bile kalkıştı.

Çim olayını henüz aşamadık. Kim bilir belki çimler ayacıklarına batıyor. Belki de o kadar emek harcamadık apartman çocuğu miniğimin çimene alışmasına. Bir sonraki izin döneminde hedefimiz çimen:)

Son olarak tatilde Enis Bora’nın ilk defa yaptıklarına göz atarsak:
9 Temmuz Cumartesi; deniz ve kum ile tanışma ve nefret etme

10 Temmuz , yemeği görünce “mamma” deme

11 Temmuz Pazartesi, ilk defa lunaparka gidiş ve oyuncaklarla tanışma (Enis Bora'nın birşey anladığını sanmıyorum ama annesi çok eğlendi:))

11 Temmuz Pazartesi gecesi, Gelibolu’ndan Saros’a uzanan yolda otokoltuğu yerine anne kucağında kalmasına izin verilmesi (ilk ve umarım son’dur)

12 Temmuz Salı, denizde simit ile yüzerken (!) uyuyakalma


13 Temmuz Çarşamba, Enis Bora nane likörünü çok sevdi, dakikalarca yalandı ve daha çok vermiyoruz diye bize kızdı

14 Temmuz Perşembe merdivenlerin ilk 5 basamağını tek başına tırmanma (ne yazık ki, sonucu görebildik, nasıl yaptığını yani süreci yakalayamadık)

14 Temmuz Perşembe, neredeyse itiraz etmeden kuma oturma ve kumla oynama hatta kumun tadına bakma.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yer cücesinin yeni keşifleri…

Havalar nispeten güzelleşti, artık kat kat giyinmek zorunda değiliz. Bir de üzerine günler uzayınca bana bir enerji geldi ki sormayın!Bebek gelişimini destekleyen en önemli konuların başında, bol bol konuşmanın, etrafta olan biteni anlatmanın geldiğini her yerde okuyor ve duyuyoruz. Hele de bebeğiniz Enis Bora gibi oyuncaklarla ilgilenmek yerine etrafını süzmeyi, incelemeyi tercih eden bebekse işler biraz daha kolaylaşıyor sanki…

Geçtiğimiz 2 hafta boyunca neler mi yaptık? Haydi bir anımsayalım ve kayda alalım…

1. Aktivitemiz: Enis Bora Pamuk ile tanışıyor

Öncelikle meleğimizi Pamuk ile tanıştırdık. Pamuk, Gürkanların emektar kedisi. 14 yaşındaki bu sevimli Ankara kedisi gençliğinde pek aktifmiş, şimdilerde ise günün tadını uzandığı yerden izleyerek çıkarıyor. Kendisinin sevdiği ve sevmediği insanlar var ve duygularını çok net belli ediyor. Eğer sizi sevmediyse asla yanınıza gelmez. Sevdiyse gelir bir koklar gider. Eğer çok sevdiyse sürünür ve ayağınızın dibine yatar kısa süreli de olsa. Beni mi? Sanırım seviyor. Sanırım diyorum çünkü bazen hiç oralı olmuyor ama bazen de gelip beni kokluyor, bana sürünüyor:) Enis Bora’yı mı? Bebekliğinden beri kokluyor sonra da onu rahat bırakıyor. Sanırım minik bir insan yavrusu olduğunu farkında…

Pamuk, Enis Bora’yı bebekliğinden beri farkında ama aynı durum Enis Bora için geçerli değildi. Biz de artık Enis Bora’nın da ”miyaw’ lar ile tanışma vaktidir” dedik. Her ne kadar Bora’cık biraz çekinse de genel olarak Pamuk’u sevdi sanırım. Nereden öğrendiğini hiç anlamadığım bir şekilde meleğim Pamuk’un kendisine fazla yaklaştığını düşündüğü anlarda kendisini geri çekti ama suratında hep bir gülücük ve mimiklerinde hep bir heyecan vardı.  En azından Koko’ya oranla Pamuk’a daha çok ilgi gösterdiği kesin…

2. Aktivitemiz: Enis Bora, parkı keşfediyor

Diğer bir aktivitemiz, minnoşu sitedeki parka götürmekti. Aslında akşamüstleri bir süredir kendisi ile minik parkı 1500 defa turluyoruz. Hedefim, minnoşun park gezintisi esnasında 10-15 dakika şekerleme yapmasını sağlamak ki, akşam biraz daha bizimle vakit geçirebilsin. Ancak o gün baktım ki meleğim parkta koşturan çocuklara uykudan daha çok prim veriyor, kendisinin de “oyuncaklarla tanışma zamanı gelmiştir” dedim.


Önce yaylı bir köpek balığının üzerinde oturdu, tabii yaylanmayı bilemeden. Yaptığı tek şey, resimden de anlaşılacağı üzere diğer çocukları incelemekti:)


Sonrasında da  ilk kaydırak deneyimimizi yaşadık. Tabii meleğimizi yakından tanıyan herkesin tahmin edeceği üzere; kaydırağın tepesine oturtup, ha kaydı ha kayacak diye beklediğimiz minnoş, diğer oyuncaklardaki kız çocuklarına gülücük atmak sureti ile bizi 15 dakika asker etti. Sonunda bir minik el hareketiyle kendisini kaydırtmak zorunda kaldık. Ağlamadığına göre sevdi diye düşündük. Ama kızlara caka satmak için de ağlamamış olabilir pek tabii ki…



3. Aktivitemiz: Enis Bora nihayet arabasını sürebildi

Son aktivitemiz, modern yürüteçler ile ilgili deneyimimiz oldu. Ata ve Ateş kardeşlerden minnoşa my first car adı verilen yürümeye yardımcı bir ürün gelmişti. Evdeki herkes, lokuma bu aleti kullanmasını öğretmek için seferber oldu. Ama gelin görün ki minnoş yer cücesi lakabına yaraşır şekilde hep yerde sürünmeyi tercih etti. Sadece birkaç defa arabaya tutunup ayağa kalktı ama arabayı iterek yürütmeyi hiç başaramadık. Taa ki, Ata ve Ateş kardeşler bizi pazar akşamı ziyaret edene kadar. 4 yaşındaki ikizler uzun süre salonun ortasında bu bebek oyuncağı ile alay edercesine (!) gezinirken, bizim boncuk da kurulduğu mama sandalyesinin tepesinden arogant bir şekilde onları süzdü, süzdü, süzdü. Ne oldu dersiniz? Pazartesi sabahı salonda yer cücesi arabasını sürüyordu bile…Başarmanın verdiği haz da yüzünden okunuyordu pek tabii ki… Ya da bizim yüzümüzde miydi acaba o ifade acaba? :)

Demek ki neymiş?! Bu miniklere eğer birşey öğretmek istiyorsanız, boyu boyuna, yaşı yaşına uygun abla/abiler seçmeliymişiz:)

Not: Farkettiniz mi bu yazıda oğluma ne çok lakap kullanmışım;melek, lokum, yer cücesi, minnoş, boncuk…Kendisine de bu isimlerle hitap ettiğim için ismini bir türlü öğrenemeyecek korkarım.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Uyku Pozisyonumuz

Bugünkü konumuz uyku. Bloğumuzu takip edenler bilir, Enis Bora uyku konusunda çeşitli aşamalardan geçti.
İlk günden beri onu hiç sallamadım, pışpışlamadım daha önce de yazdığım gibi. Dönmeyi öğrendiğinde çok zorlanmıştık yine kendi kendine uyumayı başarsın diye. Başarmıştık da doğrusu…

Zorlayıcı ikinci etap, Enis Bora’nın ayağa kalkmayı öğrendiği döneme denk gelmişti. Biz yatırırdık, o kalkardı. İnanın biz yorulurduk yatırmaktan o bıkmazdı ayağa kalkmaktan…Aylar boyunca kendi kendine uyuması mümkün olmadığından, dans etmeler,  sırt sıvazlamalar en büyük yardımcımız olmuştu. Taa ki ben çocuğumu kendi kendine uyumayı öğrenemeyeceği endişesine kapılana dek. Neyseki bu dönemde de VakVak hayatımızı kurtardı.

Minnoşum yattığı yerden kendi kendine kalkmayı becerebildiğine ikna olmuş olmalı ki, yine son 2-3 haftadır bizi fiziksel olarak pek zorlamıyor. Ama terk edilme korkusundan mıdır nedir bilinmez, uyuyana dek yanından ayrılmamıza izin vermiyor maalesef. Uykuya dalması da bazen 30 dakika hatta 50 dakika sürebiliyor. Ya Gürkan ya ben, bazen de dönüşümlü meleğin yanında oturup duruyoruz. İtiraf edeyim bazen onun uyumasını beklerken benim içim geçiyor:)

Sanırım pek çok bebeğin-çocuğun da yaptığı gibi, meleğim örtüyü üstüne 
örtmek yerine altına almayı tercih ediyor. Hadi bunu normal karşılıyorum da şu uyuma pozuna bakar mısınız! Aslında yüzükoyun bir yatış ama bir ayağın üstüne basmak suretiyle hafif yan bir duruş sergiliyor. Doğrusu bana hiç konforlu gelmiyor, ama kendisi hep böyle uyuyor …

Son bir not daha, meleğim yaklaşık bir aydır geceleri sadece bir kere  mıkırdıyor, onun dışında   sabaha kadar uyuyor.


Sayende gün içinde esneme sayılarımız çok düştü tontonum, teşekkür ederiz.
Annen & Baban

6 Haziran 2011 Pazartesi

Çapkın Enis Bora

Bilenler bilir, daha ilk aydan babası Enis Bora için bir şarkı yazmıştı:
İşte geldim burdayım,
Çapkın Enis Bora’yım.
Kızlar beni çok sever,
Çünkü çok hovardayım.”
Babası bu şarkıyı bestelerken, başına gelecekler içine mi doğmuştu, ya da minnoş şarkının sözlerinden çok mu etkilendi hiç bilmiyorum ama bomba üzerine bombanın patladığı bir Pazar günü yaşadık.

İlk flörtümüz,  20-25 yaşlarında, siyah upuzun saçlarını atkuyruğu şeklinde bağlamış, uçuk sarı bol dekolteli bir elbise giymiş, havalı ve güzel bir “abla” ile gerçekleşti.  Abla, sevgilisi ve bir çift arkadaşıyla Enis Bora’nın görüş alanına girdiği andan itibaren, minnoş gözlerini ayırmadan ablayı süzmeye ve arada bir gülücük atmaya başladı. Ne şaklabanlık yaparsak yapalım, ilgisini ve dikkatini çekemedik meleğimin.

Neden sonra, abla da meleğimin bakışlarından etkilenmiş(!) olacak ki, gelip sevgi gösterisinde bulundu. İşte olanlar o anda oldu… Meleğim ablanın parmaklarına yapıştı ve bırakmadı. Hatta bir ara abla doğrulmaya çalıştığında, koluna asılıp, ablayı kendine doğru çekti ve  “dur, gitme” bakışı fırlattı.

Bu durumdan abla çok keyif alsa da, ablanın sevgilisi bir süre sonra gerilip (!) oğluma dikkatli olmasına dair söylemlerde bulunmaya başladı. Böylece meleğim daha 10 aylıkken bir kız için kavgaya tutuştu ve ilk yenilgisini almış oldu:)

Bu sahneler 10-15 dakika boyunca aktı gitti, bizlerin ise tek yapabildiği gülmekten yıkılmaktı. Keşke videoya alabilseydik diye sonradan çok hayıflandık…

Günün ikinci flörtünün yaşı, meleğime çok daha yakındı. Bir anda meleğimin karşısına 19 aylık başka bir melek çıktı. Gördüğüm en güzel kız bebeklerden biri idi… Lüle lüle saçlar, açık mavi kocaman gözler… Belli ki bu melek anne ve anneannesi ile hava almaya çıkmış. Ancak Enis Bora’yı pusetinde görünce “bebek bebek” diye koşarak yanımıza geldi. Anneannesinin minik hanımefendiyi hafifçe kaldırarak Bora’cığın hizasına getirmesiyle olanlar oldu, kızla oğlum dudaktan dudağa öpüştüler… Hem de iki defa…İnanamadık, hep beraber şoka girdik, gülsek mi ağlasak mı bilemedik! O heyecanla yine pek bir görüntü yakalayamadık tabii…

                  

 1. Adım: İtina ile birbirine yaklaşılır…

                             
  2. Adım: Bu sahneden sonra gözlerinizi kapatınız:)


Günün sonunda, arkadaşlarımızın eşleri Enis Bora’yı da alıp Nişantaşı turu atmaya karar verdiler. Oğlumu kullanıp, çevredeki çıtırlara bakacaklarmış!

Ayol kızlar sizi ne yapsın, Enis Bora’m varken:)

9. ve 10. ay Kontrolleri

4 Haziran Cumartesi, saat 10.10’da son 7 haftanın bilançosu için yine doktorun karşısındayız. Bir miktar heyecan var tabii, kilo almış mı, boyu uzamış mı, yeni tadlar deneyebilecek miyiz gibi bir sürü soru var kafamızda. Peki, kefir mi daha faydalı, yoğurt mu? Güneşe çıkarken kaç koruma fakörü sürmeliyiz?
Bizden 2-3 ay büyük bebeklerin annelerinden, ek besinler için tüyolar alıyordum zaten. Böylece nohut,  makarna gibi kilo aldırıcı besinlere başlamıştık. Ayrıca son haftalarda pirzola da deniyoruz. Pirzola, minnoşun ilk defa tadıp da itirazsız yediği tek besin olarak tarihe geçmek üzere. Hafta içi de eline verdiğim eriği, ilk lokmada irkilmesine rağmen, minik elleriyle tutup, çevire çevire yemesi çok lokumdu gerçekten de.
Sonuca gelelim;
  • Minnoş hareketliliğine rağmen rekor kg alımı ile gözlerimizi yaşarttı; 7 haftada 680 gr almış. Bu kilo alımında hergün bir çırpıda bitirdiği muzun etkisi ve katkısı büyük sanırım.
  • Boyumuz 2,5 cm uzayarak 74,5 olmuş. Hala boyumuz 75%’lik dilimde. Sevindirici
  • Kuzucan biraz nezle olmuş, hafif bezeleri şişmiş, sol kulağının içinde de kızarıklık-tıkanıklık varmış. Doktorumuz gene ilaç verdi.
Özetle minnoş gayet iyi ve genel olarak sağlıklı. Yaz ayları geldiği halde Devit’e devam edecekmişiz. Yoğurt yiyorsa, illa da kefir içmesine gerek yokmuş. Eğer kefir vereceksek, muhakkak süzmeliymişiz. 1 yaşından küçük bebişlerimize koruyucu sürmemeliymişiz, kafasında şapka limitli güneşe çıkarmalıymışız. Farklı meyveler tattırmak iyiymiş ama çilek vermeyecekmişiz.


Pırasa ile ilk tanışmamız,
yüzümüzü buruşturmamız ondandır…

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Resimlerle Mayıs Ayı

Bakalım Meleğim, Mayıs ayını nasıl geçirmiş?


14 Mayıs 2011, Süren Malikanesi

Meleğim,  14 Mayıs cumartesi günü, kendisinden sadece 8 gün küçük Mehmet ile salonda çılgınlar gibi "tamtam" yaparken...Şükür ki, gün sorunsuz bitti, herkesin halen iki gözü, kulağı, eli ve ayağı var. Kimsenin bir yeri morarmadı ve kanamadı. İnsan başka ne ister?



15 Mayıs 2011,  Meltem'in sevgi dolu kucağında

Bu fotoğrafa yorum yapmaya gerek var mı? başta anneannesi olmak üzere herkesi yadırgayan oğlum, Meltem'in kollarındaki huzur, güven, sıcaklık bulmuş görünüyor. 2 yıl önce Mert'ine kavuşan Meltem'i hepimiz çok seviyoruz.


21 Mayıs 2011, Salonumuzda

Siz bakmayın bu masum oturuşa, seri çekime bağladığınızda fotoğraf makinenizde, bir an kadraja yansıyor böyle durgunluk hali...


22 Mayıs 2011, sabah saatleri

En sevdiğimiz oyun salon sehpasının altında dolaşmak, bir sağdan girmek sahpanın altına, bir soldan, bir ortadan. Hele bir de "ce eeee" oynayan varsa, değmeyin keyfimize...

29 Mayıs 2011, yeni İKEA mama sandalyesinde

Önce alırız elimize etrafta ne varsa; dergi, gazete, telefon, uzaktan kumanda... Bir süre çeviririz elimizde milyom defa, arada tadına da bakarız muhakkak. Sonra da atarız yere. Bakalım nasıl bir ses çıkacak diye. Sonra mı? Sonra bakarız ardından melül melül...