15 Ağustos Pazar günü en nihayetinde hastaneden çıkıp evimize gelmiştik. Aşırı sıcak bir gündü, ama bizim içimiz heyecandan da yanıyordu. Evimizde bebeğimiz ile geçireceğimiz ilk akşam. Nasıl olacaktı acaba?
Enis Bora evdeki ilk akşamını dedesinin yaptığı minik karyolasında geçirecekti. Çarşafı ütülenmiş yerleştirilmişti. Şimdi miniği yeni yatağı ile tanıştırmaya gelmişti.
Sadece 47 cm olan Boracığım, minik karyolada adeta kaybolmuştu. O halini görünce hem komik bulmuştum hem de nedense içim acımıştı. "Ne zaman içini tam anlamıyla dolduracak kim bilir" diye düşünmüştüm.
Büyüyünce geçeceği asıl karyolası da hazırdı meleğimin. O yatağa baktıkça diyordum herhalde en az 1 sene bu minik karyolada yatar diye.
Ama zaman aktı gitti, az ya da çok Bora'cım büyüdü. Minik karyolasına sığamaz hale geldi. Uyurken ellerini yana açmaya bayılan miniğim, artık karyolasında ellerini koyacak yer bulamaz oldu.
Sonunda dün akşam yeni yatağına kavuştu. Yine 15 Ağustos günü hissettiklerime benzer duygular içindeyim. Karyolasının içinde meleğim nokta kadar kaldı. Ama kendisi o kadar mutlu ki... Kocaman bir alanı var artık, dönme çalışmaları için, elini kolunu sallamak için, azmak için,...
Bora, yeni yatağını sevdi. Ben de onun için sevindim. Sanırım annelik böyle birşey olsa gerek. Oğlunun sevinmesine sevinmek...
18 Ocak 2011 Salı
11 Ocak 2011 Salı
Kaçan "ilk"in ardından
İşe başladığımdan beri hergün yaptığım gibi bugün de öğlen eve doğru yola koyuldum. Hava o kadar güzel ki, izin dönemim devam etseydi minnoşumla bir gezi yapardık diye içimden de geçmedi değil.
Eve vardığımda meleğim hala uyuyordu. Ben de fırsattan istifade edip öğlen yemeğimi yedim. Bir yandan da Enis Bora da belki uyanır diye ümid ediyorum. Ama beyfendiye uyku çok tatlı gelmiş olmalı ki, hiç niyeti yok uyanmaya.
Maalesef evde geçirebileceğim zaman kısıtlı olduğu için, meleğimi hafifçe uyandırarak emzirmeye başladım. Meleğim ise doyduğunda minik gözlerini açtı ve kocaman bir gülümseme ile teşekkür etti. Ben de kendisini öpücük yağmuruna tuttum.
Artık kendisi ile veda zamanı. İşe dönmem lazım. Tam veda öpücüğü verecekken, ablamız, Enis Bora'nın bir gün evvel ayağını ağzına soktuğunu söyledi.
Haftalardır başında durup, acaba ne zaman başaracak diye beklediğim bu gelişmeyi oğlum benim yokluğumda yapmıştı. Bu "ilk"ini göremedim. Acaba kaç "ilk"ine daha şahit olamayacağım? Kaç kere daha yaptıklarını başkalarından dinleyeceğim? Peki "ilk"leri kaçırmak ne kadar canımı yakacak?
Bu ve bunlara benzeyen binlerce soru, gözlerim dolu kendimi işe giden yolda buldum gene.
Eve vardığımda meleğim hala uyuyordu. Ben de fırsattan istifade edip öğlen yemeğimi yedim. Bir yandan da Enis Bora da belki uyanır diye ümid ediyorum. Ama beyfendiye uyku çok tatlı gelmiş olmalı ki, hiç niyeti yok uyanmaya.
Maalesef evde geçirebileceğim zaman kısıtlı olduğu için, meleğimi hafifçe uyandırarak emzirmeye başladım. Meleğim ise doyduğunda minik gözlerini açtı ve kocaman bir gülümseme ile teşekkür etti. Ben de kendisini öpücük yağmuruna tuttum.
Artık kendisi ile veda zamanı. İşe dönmem lazım. Tam veda öpücüğü verecekken, ablamız, Enis Bora'nın bir gün evvel ayağını ağzına soktuğunu söyledi.
Haftalardır başında durup, acaba ne zaman başaracak diye beklediğim bu gelişmeyi oğlum benim yokluğumda yapmıştı. Bu "ilk"ini göremedim. Acaba kaç "ilk"ine daha şahit olamayacağım? Kaç kere daha yaptıklarını başkalarından dinleyeceğim? Peki "ilk"leri kaçırmak ne kadar canımı yakacak?
Bu ve bunlara benzeyen binlerce soru, gözlerim dolu kendimi işe giden yolda buldum gene.
10 Ocak 2011 Pazartesi
Zaman su gibi akıp gidiyor
Bugün 10 Ocak. Hayattaki en büyük hazinelerimden biri olan babamın doğumgünü. İnsan düşünmeden edemiyor, nereden nereye diye.
Geçen sene bugün babamın yeni yaşını kutlamak için, onları kahvaltıya götürmüştük. Bugünün aksine çok soğuk, gri ve yağışlı bir hava idi. Aslında Ocak ayı iklimine uygun bir gündü.
Bütün gece düşünmüştüm, acaba bebek beklediğimizi onlara söylemeli miydik? Aslında riskli dönemi geçirene dek kimseye söylemek istemiyorduk. Enis Bora'nın varlığından bir haftadır haberdardık ama ağzımızı tutmayı başarmıştık. Ama o gün içim içime sığmıyordu, babamla bunu paylaşmak istiyordum. Bu haberin onun için çok güzel bir hediye olacağını düşünüyordum.
Diğer taraftan da olumsuz bir gelişme olmasına karşı, onları da üzmek istemiyordum. Ne kadar çok insan bilirse, olumsuzluk durumunda o kadar çok üzülürüm gibime geliyordu.
Bir gece önce gözüme pek uyku girmeden sürekli bunu düşündüm, paylaşayım mı paylaşmayayım mı?
Kahvaltıya oturduğumuzda hala tereddütüm vardı ama sıra pastaya geldiğinde artık kendimi tutamayıp "babacım dede oluyorsun" diye fısıldadım.
Sevgili babam mutluluktan uçmak ile, benim "aman daha çok erken kimseye söylemeyin" uyarılarım karşısında soğukkanlı kalmaya çalışarak şaşkınlık dolu bir gün geçirdi.
Babacım geçen sene meleğimin varlığından haberdar oldu, bu sene onunla oynayabiliyor. İnsan düşünmeden edemiyor, nereden nereye diye...
Geçen sene bugün babamın yeni yaşını kutlamak için, onları kahvaltıya götürmüştük. Bugünün aksine çok soğuk, gri ve yağışlı bir hava idi. Aslında Ocak ayı iklimine uygun bir gündü.
Bütün gece düşünmüştüm, acaba bebek beklediğimizi onlara söylemeli miydik? Aslında riskli dönemi geçirene dek kimseye söylemek istemiyorduk. Enis Bora'nın varlığından bir haftadır haberdardık ama ağzımızı tutmayı başarmıştık. Ama o gün içim içime sığmıyordu, babamla bunu paylaşmak istiyordum. Bu haberin onun için çok güzel bir hediye olacağını düşünüyordum.
Diğer taraftan da olumsuz bir gelişme olmasına karşı, onları da üzmek istemiyordum. Ne kadar çok insan bilirse, olumsuzluk durumunda o kadar çok üzülürüm gibime geliyordu.
Bir gece önce gözüme pek uyku girmeden sürekli bunu düşündüm, paylaşayım mı paylaşmayayım mı?
Kahvaltıya oturduğumuzda hala tereddütüm vardı ama sıra pastaya geldiğinde artık kendimi tutamayıp "babacım dede oluyorsun" diye fısıldadım.
Sevgili babam mutluluktan uçmak ile, benim "aman daha çok erken kimseye söylemeyin" uyarılarım karşısında soğukkanlı kalmaya çalışarak şaşkınlık dolu bir gün geçirdi.
Babacım geçen sene meleğimin varlığından haberdar oldu, bu sene onunla oynayabiliyor. İnsan düşünmeden edemiyor, nereden nereye diye...
Etiketler:
dede olmak,
hızlı geçen günler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
