Lilypie First Birthday tickers

Lilypie First Birthday tickers

16 Aralık 2010 Perşembe

Ve Bora dansöz oynattı...

Günlerden 15 Aralık, bir Çarşamba akşamı. Enis Boracığım ve ben hazırız, babamız gelince lokantaya doğru yola çıkacağız. Hepimiz ilk defa gidiyoruz bu lokantaya. Özellikle manzarası ile ünlü bu lokanta için "çok nezih, bebişle rahatlıkla gelebilirsiniz" diyen annemlerin arkadaşları ile kocaman bir grup olacağız.

Saat 20:30 gibi lokantanın kapısından ancak girebiliyoruz ki, deli gibi yüksek bir müzik sesi kulaklarımızın canını yakıyor. O da ne? Canlı fasıl var! Gördüklerimize ve duyduklarımıza inanamıyoruz. Bangır bangır zurna sesi ve 4 aylık bir bebek 3 metre ara ile oturuyor. Gürkan ile sürekli gözgöze geliyoruz "ne yaptık" biz gibilerinden. Neyse ki minik meleğimiz yorgunlukla tatlı bir uykuya geçiyor, kulağında bülbülün çilesi...

Miniğimizin uykusu sayesinde biz de enfes yemeklerimizi manzaraya doya doya yiyoruz. Zaman su gibi akıp geçiyor, meleğim uyanıyor. Artık onun için mama saati gelmiş bile. Oğlu ile bir şeyleri paylaşma şansını bulan babası hemen bibronu ısıtıyor ve Boracığı yumuşakça kucağına oturtuyor. Bora ise bir yandan etrafındaki kişileri süzüyor bir yandan da babasının verdiği biberondaki sütü reddetmeli mi yoksa içmeli mi kararsızlığını yaşıyor.

İşte ne olduysa o anda oldu...Nereden çıktığını bilmediğimiz dansöz, bizim masaya doğru ilerleyip tam önümüzde durup başladı raksa. Bir sağa bir sola, hooop yandan. Biraz saçları, biraz kalçayı biraz da göğüsleri salladı. Her hareketinde ağır parfüm kokusu geldi burnumuza, bastırdı alkolün kokusunu...

Bir anda irkildim ve kendime geldim. Ayol ben tazecik bir anneyim ve minik meleğim yanımda. İçkili ve fasıllı bir lokantadayız ve masamızda dönsöz var...Güleyim mi ağlayayım mı bilemediğim an işte o andır. Eşimin kucağında 4 aylık Bora, biberondaki süt ile oynarken önünde de dansöz tüm seksiliği ile dansediyor. Tahmin edileceği üzere yeşiller içindeki dansözden gözünü alamayan sadece eşim değil ... Bora'nın daha yeni yeni insanları takip ettiği dönem için harika bir egzersiz olduğunu kabul etmek lazım. Ama yine de biraz aşırı oldu sanki, ne dersiniz?

Yanarım, yanarım, o akşam o anı görüntüleyemediğime yanarım...

Not: Bu arada Enis Bora Bey'in, dansözü izlerken, farkında olmadan sütün tamamını bir çırpıda bitiriverdiğini de söylemeden geçmeyeyim...

10 Aralık 2010 Cuma

Yoksa ahçı mı olacak? Ya da degüstatör?

Bundan 20-25 yıl sonrasını ön görmek mümkün değil. Ama yine de pek çok anne ve baba, minnoşları ile ilgili ileriye dönük planlar yapıyordur eminim. "Kızım mimar olacak, oğlum doktor olacak" vb cümleler bazen dillendirilmese de akıllardan geçiyor değil mi?

Biz de Gürkan ile sık sık oğlumuzun windsurf yapmasını hayal ediyoruz. Ne de olsa biz windsurf yaparken tanıştık. Eh, kış sporlarından da hoşlansa iyi olabilir, benim gibi 30'una merdiven dayamışken snowboard öğrenme çabasına katlanmamış olur.

Bütün bu hayallerimizin altında, Bora'nın sporcu olmasını istediğimiz anlaşılmasın sakın... Neyi isterse, neye yeteneği varsa, kariyeri umarım o yönde gelişir.

Amaa, kendisinin mutfak ile ilgili bir hobi ya da meslek geliştireceğine inancım her geçen gün artıyor. Neden mi? Bunun için 3 anımızı paylaşıyorum sizlerle...

Birinci anımız, Bora'nın iki aylık olduğu günlere ait. Artık Bora 2 saatte bir emmek istiyor. Buna seviniyorum çünkü kendimi toparlayacak zaman kalıyor bana da. Ama sağolsun bazen biz tam yemeğe oturmuşken emmek isteyiveriyordu. Özenle hazırladığımız yemeğimizin ortasında bir çığlık ile irkildiğimiz günlerin sayısı çoktu.

Uçaklardaki anonsu hatırlar mısınız? Ne derler? Önce kendi maskenizi takın, daha sonra çocuğunuzun maskesini! Bu cümleyi bu kadar seveceğimi ve felsefe haline getireceğimi inanın düşünmemiştim.Önce kendi yemeğimi yemeliydim, ama Bora'nın çığlıklarına da bir çözüm bulmalıydım. Buldum da! Biz mutfakta yemek yerken, kendisini de makamı ile mutfağa getirip, bizi görebileceği şekilde yerleştirdik. Aaaa.O da ne?! Bora'nın vızıltı ve çığlıkları bitti. 1,2,3,...10,...20...Tesadüf değil, her seferinde susuyor. Yaşasın! Demek ki, biz mutfakta yerken o da sabredebiliyor.

Konuyla ilgili ikinci detaya geçelim şimdi de. Bora, bazı günler o kadar huysuz oluyor ki, ne yapacağımı şaşırıyorum. Karnı tok, altı temiz ve bildiğim kadarıyla gazı yok. Ama gelin görün ki Bora huzursuzlukla mırıldanabiliyor. Mırıldanmanın şiddeti ilerleyen dakikalarda artıyor, artıyor ve sonunda ağlamaya varıyor. Ben de böyle zamanlarda şaşıp kalıyordum. Dayanamayıp kucağıma alırsam, birkaç dakikalığına sakinleşiyor ancak "makamına" koyduğum zaman gene vık'lıyordu.

Günlerden birgün yine böyle vık'larken ve benim akşam için yemek hazırlamam gerekirken kendisini makamı ile beraber mutfağa getirdim. Bir taraftan sebzeleri yıkayıp hazırlarken diğer taraftan ne yaptımı anlatmaya başladım. Çok geçmeden Bora'nın sakinlik içinde beni izlediğine şahit oldum. Acaba konuşmama mı odaklanıyor diye düşünüp bir süre sustum. Hayır, Enis Bora mutfakta olmaktan, beni yemek yaparken seyretmekten zevk alıyor ve vızıldamayı kesiyor. Maalesef aynı yaklaşımı, ütü yaparken ya da ev temizlerken gösstermiyor. Demek ki neymiş? Bora mutfağı seviyormuş.

Konuyla ilgili son dikkat çekici anı ise, Bora'nın 2 aylıktan itibaren geliştirdiği bir alışkanlık. Emme işlemini bitirir bitirmez, ağzını şapırdatarak içtiği sütün tadına bakıyor. 5-10 kere şapırdattıktan sonra da beğendiyse, gülümsüyor. Beğenmediyse sağa sola bakıyor:) İlk kaçıncı haftasında bunu farkettiğimi anımsamıyorum maalesef. Diğer bebişler de yapıyor mu bilmiyorum doğrusu. Bora'nın 3. ayında doktorun ağızdan yaptığı aşıyı da tadması hepimizi çok güldürmüştü.

İşte tüm bu örneklerden yola çıkarak ileride kendisinin tadım mühendisi ya da mutfak elçisi olacağına dair inancım kuvvetleniyor. Bu inancımı pekiştirecek yeni gelişmeler olursa yine buradan paylaşıyor olacağım.

30 Kasım 2010 Salı

Abla ile tanışma

Sevgili meleğim,

Bundan sonra gündüzleri beraber oynayacağın, seni besleyen, temizleyen, gazını çıkaran kişi maalesef başka biri olacak. Bu durumun benim içimi nasıl yaktığını asla anlatamam. Ablanın senin ilk'lerine belki benden daha çok tanıklık edecek olması fikrini kafamdan atmaya çalışıyorum.

Bugün ablan ile tanıştığın gün. İlk karşılaşma anınızda onu baştan aşağı süzmen çok ayıptı doğrusu. Sanırım sonucu beğenmiş olmalısın ki, kısa bir durgunluk anından sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

Aslında sen sarışınları seversin. Ablan ise tam tersine esmer. Görünen o ki, renk farklılıkları senin için çok önemli olmayacak.

Sanırım ablan da seni sevdi. Bak ne güzel konuşuyor seninle. Sana cimnastik yaptırıyor, aynada kendini izletiyor, evin içinde beraber turlar atıyorsunuz...

Günün sonunda acıyla farkediyorum ki, sen sadece acıktığında beni aramışsın...Bir telaş kaplıyor içimi. Acaba akşamları benim gelmeme sevinmek yerine ablanın gidişinin ardından ağlayacksın mısın? Yoksa her akşam beni o kocaman gülümsemen ile karşılayacak mısın?